Create your own web pages in minutes...
Copyright 2006. Baykent Bilgisayar Şti. All Rights Reserved.
Tel: +90 312 4950826,   Fax:+90 312 495 0366 ,  E-Mail: bilgi@cagdastoplum.org  

TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN TÜRKİYE HALKINA; "TÜRK MİLLETİ" DENİR............  YAPTIĞIMIZ VE YAPMAKTA OLDUĞUMUZ DEVRİMLERİN GAYESİ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ HALKINI TAMAMEN ( ÇAĞDAŞ ) ÇAĞIMIZA UYGUN VE BÜTÜN MANA VE BİÇİMİYLE MEDENİ BİR TOPLUM (ÇAĞDAŞ TOPLUM ) HALİNE ULAŞTIRMAKTIR. DEVRİMLERİMİZİN TEMEL PRENSİBİ BUDUR.   M. KEMAL ATATÜRK....



    
      EĞİTİM
      AMAÇLI
  E-KİTAPLAR
     Baykent
  Bilgisayar Şti.
      Sunar
     FİKRİ HÜR, VİCDANI HÜR, BİLİMSEL, GERÇEKÇİ, AKADEMİK ARAŞTIRMALAR DERGİSİ.
Kuruluş: 22 Ağustos 2001    SAYI: Ağustos 2007     Yıl:6     
     REKLAM
    REKLAM
     ALANI
       (4)
REKLAM ALANI (1)
REKLAM ALANI (2)
    REKLAM
     ALANI
       (5)
    REKLAM
     ALANI
       (6)
    REKLAM
     ALANI
       (7)
    REKLAM
     ALANI
       (8)
    KURUMSAL 
     BİLGİLER:

  Ankara Merkez
         Büro:
  903124950826

         Faks:
  903124950366

  GSM (Cep) Tlf:
  05323414286

   Bu Site Baykent
  Bilgisayar Şirketi
     Tarafından
     Tasarlanıp
  Yayınlanmaktadır.
   
            
          BİLGİ NOTU 

    Bu reformlara her iki ülkede de karşı çıkan pek olmamasına karşın çağdaşlaşma çabaları halklarının sosyo- kültürel geri kalmışlığı nedeniyle da tabana  pek yayılamadı.
    İran 1940'ta, Türkiye 1946 yılında parlamenter demokrasiye geçti.
    "Milliyetçi / ulusalcı solcu" askerler İran'da 1951'de, Türkiye'de de 1960'ta darbe yaptılar.
     İran'da başta petrol olmak üzere millileştirmeler yaşanırken, Türkiye de dışa açıldı, yabancı sermayeyi kabul etti.
   CIA, İran'daki darbeci Musaddık'ı yıktı. Yerine tekrar Şah Rıza Pehlevi'yi getirdi. Şah bütün partileri kapattı, liderlerini hapsetti.
    Türkiye, 1961'de demokrasiye döndü, seçimler yapıldı.
    1960'lı yıllar, her iki ülkede de sol, milliyetçi ve İslamcı hareketin ivme kazandığı dönem oldu.
    Aynı dönemde her iki ülkenin siyasi ve iktisadi olarak dışa bağımlılığı arttı.
    ABD "abi" rolündeydi. Düşman ise komünizmin temsilcisi devletlerdi.
Her iki ülke de kominizmin başlangıcı kabul edilen sosyalistleri veya solcuları ezmek, yok etmek için her yola başvuruldu. Devlet güçleri, sola karşı diğer güçlerle ittifak yaptı.
Sol muhalefetin ezildiği dönemde Milliyetci ve İslamcı hareketler güçlendirildi.
1970'li yılların son döneminde, Sovyetler Birliği, Afganistan'a girdi.
   ABD'nin kontrolündeki Şah, İran'ı terk etmişti. Türkiye'de büyük bir sol dalga vardı.
Bu dönemde ABD, İran'da Sovyetler Birliği yanlısı solculara karşı, mollaları destekledi.
Türkiye'de de 12 Eylül 1980 askeri darbesini yaptırıp, İslamcıları kuvvetlendirerek solu ezdirdiler.
ABD, Şah'tan umudunu kesince mollaları destekledi. İran'da mollaları yok etmek isteyen askerlerin elini kolunu bağladı. Bu konuda Şah Rıza Pehlevi, ölmeden birkaç hafta önce, "Amerika ve İngiltere yerine muhalefeti yok etmek isteyen askerleri dinleseydim, ülkeyi terk etmek zorunda kalmazdım" diye açıklama yaptı.
  ABD'nin planı, Sovyetler Birliği'ni İslam ülkeleriyle kuşatıp içindeki İslamcı halkları ayaklandırarak yıkacağı esasına dayanıyordu. Bu nedenle İranlı subaylara hep engel oldu. Örneğin: Şah gittikten sonra, ülkenin başında kalan sosyal demokrat Başbakan Bahtiyar "İslam Cumhuriyeti'ne izin vermeyeceğim" diyordu. Genelkurmay Başkanı Karabagi, Bahtiyar'ı destekliyordu. Ancak,Bahtiyar'ı, ABD ve İngiltere deseklemedi. Batı Mollaları destekliyordu. Sonunda Humeyni, Tahran'a geldi. Yerleştiği "Refah Okulu"nda, liberal-İslamcı Mehdi Bazargan'ı Başbakan ilan ettiğini açıkladı. ABD ve Avrupa bu "ılımlı İslamcı" atamadan mutlu oldu. Ancak mollalar güçlendikçe iktidara yerleşti. Son hedefleri, halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı olan liberal Müslüman Beni Sadr idi.
Askerler bu kez Beni Sadr'ın imdadına yetiştiler; darbe yapabileceklerini söylediler. Sadr darbe istemedi ve yurtdışına kaçmak zorunda kaldı. Mollalar iktidara yerleşti. "Ilımlı İslam" istemiyorlardı!
   İran tarihine bakıldığında, mollaların devlete karşı ayaklandığı görülmemişti. Sadece 1963'te Şah, mali kaynaklarını yok ettiği için ilk protesto eylemini gerçekleştirmişlerdi. Bu nedenle Humeyni, Türkiye'ye sürgüne gönderilmişti.
    Nakşibendiler'de   aslında hep devletin yanında olmuşlardı.
   İran'da mollaların ülke içinde en büyük destekçisi, iç ticaretin üçte ikisini, ihracatın üçte birini elinde tutan ve geleneksel değerlerin savunucusu Bazar esnafıydı.
Mollalar ayrıca liberal-burjuva çevrelerinden de destek gördü. Bunun sebebi, özerklik için harekete geçen Azeri, Kürt, Beluciler gibi etnik unsurların başlarının hemen ezilmesi talebiydi. Ve tabii, din adamlarının siyasal örgütlenme gücünün en büyük dayanağı ise, cami komiteleriyle girdikleri yoksul mahallelerdi. Camiler cihat birliklerinin hücre evleriydi. Kısa bir süre öncesinin solcu varoş mahallelerinin yoksulları akın, akın mollaların arkasından yürüyordu artık.  İran'a şeriat 'demokrasi' ve 'özgürlük' vaatleriyle geldi.
   Şah'ın devrilmesinde aktif rol oynayan İranlı gazeteci-yazar Bahman Nirumand 1979 tarihinden itibaren olayların nasıl geliştiğini kendi kaleminden şöyle anlatıyor;
"Ben de mollaların, demokrasi ve özgürlük getireceğine inanan milyonlarca solcu, demokrat, liberal ve milliyetçi insandan biriyim. Evet, Humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize. Demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak, kadınlara eşit haklar verilecek, giyim serbest olacaktı. Şah'ı devirdikten sonra mollaların camiye geri döneceklerinden emindik. Devleti yönetecek durumda olduklarına inanmıyorduk. Yanıldık. Kitaplardan ezberlediğimiz cümleleri, içi boş kavramları birbirimize söyleyip duruyorduk.
   Her şey 14 Ocak 1979 tarihinde değişti. Şah, İran'ı terk etti. Ardından İran tarihinin en büyük yürüyüşü Tahran'da yapıldı. Sansür, yasak yoktu, istediğimiz gibi bağırıyorduk. Fakat mitingde ilk dikkatimi çeken, kim liberal Musaddık ya da solcu şehitlerin resimlerini taşıyor ise mollalarca dövülüyordu. Pek üzerinde durmadık bu olayın, "Hele bir kurtlarını döksünler, sonra sakinleşirler" diye düşündük.
Ertesi gün gazetede, bir hırsızın genç mollalar tarafından yakalanıp, adına "İslam Mahkemesi" denilen bir mahalli heyet tarafından 35 kamçı cezasına çaptırıldığı haberini okuduk. Haberi ciddiye almadık; "Üç beş sapsızın işi" dedik.
   Bu arada bira-şarap fabrikalarının yakılması, sinemaların tahrip edilip filmlerin sokaklara atılması gibi olayların üzerinde hiç durmadık. "Ufak tefek şeylerin" toplumun demokrasi ve ulusal bağımsızlık yolundaki çabaları etkilemesini istemiyorduk.
   Biz bunları söylerken, mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda olamayacakları; birlikte spor yapamayacakları gibi gerici kararlar ardı ardına alınmaya başlandı.
"Müslüman kadınların yanında orospuların yeri yoktur" denilerek kadınlara örtünme zorunluluğu getirildi. Özellikle üniversitelerde bu yüzden çatışmalar çıktı.
Bu çatışmalardan rahatsız olduk; kadın sorununun güncelleşip ön plana geçmesini istemiyorduk! "Asıl mücadele, emperyalizme ve kapitalizme karşı verilmelidir" diyorduk. Kadın sorunu bir yan çelişkiydi, ana çelişki sömürüydü. Kadının giyim sorunu, emperyalizme karşı verilen mücadeleyi baltalamamalıydı!
Peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar artık açıkça, gözümüzün önünde dövülüyordu. Bazı kadınların yüzüne kezzap atılıyordu.
Biz ise hálá büyük laflar ediyorduk; bu tür olayları devrimin kaçınılmaz sancıları olarak görüp umursamıyorduk! "İttifak" "Eylem Birliği" gibi terimlerin peşinden koşup duruyorduk.
    Humeyni, "Bütün sorunlarımızın sebebi, cemiyetimizdeki ahlaksızlıklardır. Bunların kökünü kazımalıyız" diyor; genç mollalar terör estiriyordu. Kitabevleri yağmalanıyor; gazete bayileri ateşe veriliyordu.
   Şiraz'da "İslam Mahkemesi" eşcinsel ve fahişe olduğu gerekçesiyle dört kişiyi idam ediyordu. Benzer olay Tahran'da da gerçekleşiyor, üç fahişe ve üç eşcinsel kurşuna diziliyordu.
   Sesleri ve görüntüleriyle erkekleri tahrik ettikleri için kadın spikerler televizyondan kovuluyor; uyuşturucu olarak görülen müzik yasaklanıyordu. Alkol içen, kırbaç cezasına çaptırılıyordu.
   Şimdi düşünüyorum da, insan zamanla her türlü aşağılanmaya alışıyor galiba. Hiçbirini görmüyorduk; basmakalıp analizlerimizin doğru olduğuna o kadar inanıyorduk ki!..
Oysa toplum hızla dincileştiriliyordu. Alınan her kararda "Tamam bu sonuncusu" diyorduk. Ama arkası hep geliyordu.
Kızların evlenme yaşı 18'den 13'e düşürüldü. Parfüm, ruj, saç boyası, mücevher gibi kadın malzemelerinin yurda girişi yasaklandı. Kadın çamaşırı satan mağazaların vitrinlerine sutyen, kombinezon vs. koymasına bile izin yoktu.
Kamu dairelerinde kadın memurlara tesettüre girme emri çıkarıldı. Aslında birçok aydın kadının üye olduğu kadın dernekleri vardı. Onlar kendi küçük çevrelerinde "hamilelik tatilinin uzatılması", "eşit işe eşit ücret" gibi talepleri tartışıyorlardı. Biz aydınlar hep aynı düşüncedeydik: Demokrasi ve özgürlüğe geçiş sancılarıydı bu tür vakalar! Abartmaya gerek yoktu. Hepimiz "ana çelişki" üzerinde duruyorduk; öncelikle dışa bağımlılık ve ekonomik krizden kurtulmalıydık.
  Humeyni, Paris'te komünistler de dahil olmak üzere her görüşün rahatça örgütleneceği bir demokrasiden, özgürlükten bahsederken, şimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri İslam düşmanı ilan etmişti.
   Bu sözler üzerine ilk protestomuzu yaptık. Mitingimize bir milyonu aşkın insan geldi. Mollaların en iyi siyasi stratejileri; işlerine gelmediği zaman hemen gündemi değiştiriyorlardı. Referandum meselesini gündeme getirdiler. Halka soracaklardı: "İslam Cumhuriyeti'ni istiyor musunuz, istemiyor musunuz?"
Kuşkusuz bu bir oyundu; halkın yüzde 65'inin okuryazar olmadığı bir ülkede kim ne anlardı cumhuriyetten?
Yapılan propaganda belliydi; dediler ki: "İslam'a evet mi, hayır mı diyorsunuz?" Biz bu oyunu biliyorduk ama şöyle düşünüyorduk: "Önemli olan cumhuriyettir; serbest seçimlerdir; demokratik haklardır; özgürlüklerdir. İslam Cumhuriyeti bunu sağlayacaksa neden karşı çıkalım?"
Ancak bazı küçük kesimler bu oyuna gelmemek için referandumu boykot ettiler. Sonuçta, "evet" diyen 20 milyon, "hayır" diyen ise sadece 140 bindi.
   Mollalar bu referandum sonucunu çok iyi kullandılar. Güya tüm ülke yaptıklarını onaylıyordu. Artık televizyondan sonra basın da ellerine geçmişti. Sanki tüm muhaliflerin sayısı 140 bin kişi gibi gösterdiler. Halbuki 20 milyon içinde bizim oyumuz da vardı. Ama artık bizim sesimizin çıkmasına izin verilmiyordu.
   Mollalar güçlendikçe saldırganlaştılar. Örneğin, tirajı bir milyon olan liberal "Ayendegan" Gazetesi'ni kapattırdılar. Sıra sonra "Keyhan" Gazetesi'ne geldi; muhalif yazarların işten çıkarılmasını sağladılar.
Tüm bu olanları protesto etmek için mitingler düzenlemeye başladık. Ama iş işten geçmişti artık; insanlar yılmıştı, korkuyordu. Özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık için ayaklanan halkın, bu kadar kısa sürede değişeceğini düşünememiştik.
Sanmıştık ki, mollaların gerici yasalarına/kurallarına halk karşı çıkacak. Halbuki tersi oldu; mollalar yasak, sansür getirdikçe arkalarından gidenlerin sayısı arttı. Örtünmek moda oldu! Örtünenler giderek arttı.
Tüm bunlara "gelip geçici bir fırtına" diye bakmak ne büyük yanılgıydı. Komünistlerden, solculardan, demokratlardan, milliyetçilerden sonra, liberal İslamcılar da zamanla mollaların hedefi oldu. Şah döneminden daha çok insan cezaevlerine konuldu; idam edildi. Milyonlarca insan canını kurtarmak için yurtdışına kaçtı. Kaçanlardan biri de bendim. Umarım bizim hatalarımızdan birileri ders çıkarır. "
  Sonuç olarak; 19ncu yüzyılın başından itibaren günümüze kadar devam eden süreçte, Osmanlı ve daha sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile İran'ın  ülkelerini geliştirmek konusunda yaptıkları çabalar, öncelikle halklarının sosyo- kültürel geri kalmışlıkları nedeniyle, daha sonra da bu zafiyetlerini kullanan iki süper gücün, dünya ekonomisini kontrolü uğruna, satranç tahtasındaki  piyonlarla oynar gibi, engellenmiştir. Sosyo-kültürel açıdan Türk halkına son derece benzeyen İran halkının başına gelen olaylardan, İranlı gazeteci-yazar Bahman Nirumand'ın umduğu dersleri çıkarmaya çalışalım;
-Öncelikle ve kesinlikle,kendi dinimizin ana felsefesi, kendi dilimizle, isteyen her yaşta insanımıza doğru bir eğitimle öğretilmeli,  
-Öncelikle ve kesinlikle, İslam dininin temel felsefesine aykırı olan, ruhban, molla sınıfının oluşması engellenmeli,
-"İslam Hukuku" veya Şeriat kuralları ile çağdaş hukuk kurallarının çiğnenmesine izin verilmemeli,
-Uyuşturucu, alkol, sigara v.b. keyif verici, sağlığı tehlikeye sokan maddelerle bilincli bir mücadele yerine, baskı, terörle yakıp, yıkarak mücadele etmeye çalışan zihniyete dur denmeli,
-Kadın, erkek ayrımının her alanda uygulanmasına engel olunmalı,
-Kadınların cinsellikleri ön plana çıkarılarak, namus adına, Ahlaksızlıkla mücadele adına, din adına, örtünme zorunluluğu getirilmesine, bu nedenle insanların dövülmesi, hakaret edilmesi ve taciz edilmesine kesinlikle müsaade edilmemeli,
-Dinin siyasete alet edilerek , özellikle camiye, okula ve kışlaya girmesine asla müsaade edilmemeli,
-Kitabevlerinin yağmalanmasına, gazete bayilerinin ateşe verilmesine,
-Sesleri ve görüntüleriyle erkekleri tahrik ettikleri için kadın spikerlerin  televizyonlardan kovulmasına
-Güzel sanatlara, heykel, resim, film veya müzik eserlerinin yasaklanmasına,
-Toplumumuzun, çağdaş hukuk kuralları yerine, dini ve sahtekar din bezirganlarının koydukları kurallara göre yönetilerek dincileştirilmesine,
-Kızların evlenme yaşının, 18'den 13'e düşürülmesine,
-Parfüm, ruj, saç boyası, mücevher gibi kadın malzemelerinin yurda girişinin yasaklanmasına, Kadın çamaşırı satan mağazaların vitrinlerine sutyen, kombinezon vs. koymasının veya reklam panolarında yayınlanmasının yasaklanmasına,
-Kamu dairelerinde kadın memurların tesettüre girmeye zorlanmasına,
-Allah adına kural koymaya çalışarak, demokrasi ve özgürlük getirecek olan İslami kurallar (şeriat) dışında, sosyalizmi, kominizmi, liberalizmi, v.b.  tüm düşünce sistemlerinin düşman ilan edilmesine, fikre karşı, fikirle değil, kaba kuvvetle karşı çıkılmasına,
-Kadın derneklerinin gerekçesiz kapatılmasına,
-Ilımlı İslam veya İslam Cumhuriyetini kurma veya koruma adına halkı kamplaşmaya yönelten  referandum tuzaklarına düşmeye,
-Liberal medya organlarının kapatılmasına,
-Örtünmenin moda olmasına, Örtünenlerin giderek artmasına,
-Sosyo kültürel açıdan geri kalmış, Ticari çıkarları dışında bir şey düşünmeyen, cahil, gelenekçi, tutucu esnaf ve zenaatkarlarla tüccarların, sanayicilerin  şeriat yanlılarını deteklemesine,
-Köy ve kasabalarda liberal-burjuva çevrelerinin, yoksul mahallelerdeki fakir ve kimsesizlerin şeriat yanlılarınca korunup, kollanmalarına ve destek görmelerine kesinlikle mani olunmalı ve bu destek Devlet tarafından adilane verilmelidir.
Aksi takdirde, komşumuz İran'a benzememiz kaçınılmaz gerçeğimiz olabilir.
 
Dr. Tuğrul BAYKENT  (15 Aralık 2007)

Create your own web pages in minutes...
Create your own web pages in minutes...
BAYKENT  Bilgisayar
Web Tasarım, Bilişim, Yönetim Danışmanlığı, Turizm ve Temizlik.
KURULUŞUNUZU  ÇAĞDAŞ BİLGİ SİSTEMLERİ VE YÖNETİM SİSTEMİNE KAVUŞTURMAK İSTİYORSANIZ BİZİ ARAYINIZ......
http://www.baykentbilgisayar.com