15. BÖLÜM: CUMHURİYET’İN GENÇLİĞE EMANET
EDİLMESİ (Ana metin, s.: 114 - 117)
Sonunda elbette
Cumhuriyet başarı kazandı. Ayaklananlar yok edildi. Ama Cumhuriyet düşmanları,
büyük komplolarının sona erdiğini kabul etmediler. Alçakça, son bir girişimde bulundular.
Bu da, İzmir'de düzenlenen suikast biçiminde belirdi. Cumhuriyet mahkemelerinin
eli, bu kez de Cumhuriyeti suikastçilerin elinden kurtarmayı başardı.
Efendiler, aldığımız
olağanüstü önlemleri, onlara gerek kalmadığı görüldükçe, kaldırmakta duraksamadık.
Takrir-i Sükûn
Yasasının yürürlükte ve İstiklâl Mahkemelerinin çalışmakta olduğu süre içinde
yapılan işleri göz önüne getirecek olursanız, Meclis'in ve ulusun güveninin tam
yerinde kullanıldığı kendiliğinden anlaşılır.
Ülkede büyük ayaklanma
ve suikastler önlenerek sağlanan dirlik ve düzenlik, elbette kamuyu
sevindirmiştir.
Efendiler, ulusumuzun,
giymekte olduğu ve bilgisizliğin, aymazlığın, bağnazlığın, yenilik ve uygarlık
düşmanlığının simgesi gibi görünen "fes"i atarak, onun yerine bütün
uygar dünyanın kullandığı şapkayı giymesi ve böylece kafa yapısıyla da uygar
toplumlardan hiçbir farkı olmadığını göstermesi gerekiyordu. Bunu Takrir-i
Sükûn Yasasının yürürlükte bulunduğu sırada yaptık. Bu yasa yürürlükte
olmasaydı yine yapacaktık. Ama bunu, yasanın yürürlükte oluşu da kolaylaştırdı
denirse, bu çok doğrudur. Gerçekten de böylece kimi gericilerin kamuoyunu geniş
ölçüde zehirlemesine meydan bırakılmamıştır.
Tekke ve zaviyelerle
türbelerin kapatılması ve bütün tarikatlarla şeyhlik, dervişlik, müritlik,
çelebilik, falcılık, büyücülük, türbecilik gibi birtakım sanların yasak
edilerek kaldırılması da Takrir-i Sükûn Yasası yürürlükte iken yapılmıştır.
Bir takım şeyhlerin,
dedelerin, seyyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin arkasından sürüklenen
ve talihlerini, yaşamlarını falcıların, büyücülerin, üfürükçülerin,
muskacıların ellerine bırakan insanlardan oluşmuş bir topluluk, uygar bir ulus
olarak görülebilir mi? İşte biz Takrir-i Sükûn Yasasının yürürlükte oluşundan
yararlandıksa, ulusumuzun alnını, olduğu gibi, açık ve temiz göstermek için;
ulusumuzun bağnaz ve orta çağcıl olmadığını kanıtlamak için yararlandık.
Efendiler, ulusumuzun
toplumsal, ekonomik, kısacası uygar yaşamla ilgili bütün işlem ve ilişkilerinde
verimli sonuçlar getiren yeni yasalarımız da, kadın hak ve özgürlüklerini
sağlayan ve aileyi sağlamlaştıran Medeni Kanun da, bu dönemde yapılmıştır. Şunu
söylemeliyim ki, biz her araçtan, yalnız ve ancak bir düşünceyle yararlanırız.
O düşünce şudur: Türk ulusunu uygar toplumlar içinde yaraştığı yere yükseltmek
ve Türk Cumhuriyetini sarsılmaz temeller üzerinde her gün daha çok
güçlendirmek; bunun için de zorbalık düşüncesini öldürmek...
Saygıdeğer Efendiler,
günlerce zamanınızı alan uzun ve ayrıntılı sözlerim, en sonunda tarih olmuş bir
dönemin öyküsüdür. Bunda ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve
uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebildiysem, kendimi mutlu
sayacağım.
Burada söylediklerimle,
ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını;
bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayalı ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl
kurduğunu anlatmaya çalıştım.
Bugün
ulaştığımız sonuç, yüz yıllardan beri yaşanan ulusal yıkımların yarattığı
bilincin ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu
sonucu Türk gençliğine emanet ediyorum. ( Türk Gençliğine
Hitap-Slayt)
Ey Türk
gençliği! Birinci ödevin, Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuzluğa
dek korumak ve savunmaktır. Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu
temel, senin en değerli hazinendir. Gelecekte de seni bu hazineden yoksun
kılmak isteyecek iç ve dış düşmanların olacaktır. Bir gün bağımsızlık ve
Cumhuriyeti savunmak zorunluğuna düşersen, göreve atılmak için, içinde
bulunacağın durumun olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin. Bu olanak ve koşullar
çok elverişşiz bir nitelikte belirebilir. Bağımsızlığını ve Cumhuriyetini
yıkmak isteyecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmemiş bir üstünlük elde
edebilirler. Zorla ve aldatmayla sevgili yurdun bütün kaleleri alınmış, bütün
gemiliklerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her köşesi düşman
eline geçmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acı ve daha korkunç olmak
üzere, ülkede yönetimi elinde bulunduranlar, aymazlık, sapkınlık ve hatta
hainlik içinde bulunabilirler. Hatta bu yöneticiler, kişisel çıkarlarını,
ülkeye giren düşmanların siyasal amaçlarıyla birleştirebilirler. Ulus yokluk ve
yoksulluk içinde yıkılmış, bitkin düşmüş olabilir. Ey Türk geleceğinin çocuğu!
İşte bu ortam ve koşullar içinde bile ödevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyetini
kurtarmaktır! Gerekli olan güç, damarlarındaki soylu kanda vardır!