12. CUMHURİYET’İN YAPILANMASI (2) (Ana metin, s.: 103-109)

Efendiler, her sorunda ve her uygulamada kendisinden söz ettiren Halifeye ve Halifeliğe bir kez daha değineceğim. 1924 yılı başında yapılacak ordu savaş oyunları dolayısıyla iki aya yakın süreyle İzmir'de kaldım.

22 Ocak 1924 günü İsmet Paşa'dan aldığım şifre telgraf, Halife adına kendisine bir başvuru yapıldığını bildiriyordu. Bu başvuruda kimi gazetelerin Halifenin kişiliğine ve makamına yönelik eleştirilerinden yakınılmaktaydı; İstanbul'a giden hükümet ileri gelenlerinin ve resmi kurulların Halifeyi ziyaret etmemesinden üzüntü duyulduğu bildirilmekteydi.

Bu tele aynı gün makina başında verdiğim yanıtta şunları belirttim: "Basındaki olumsuz yayınlar, Halifenin kendi tutum ve davranışından ileri gelmektedir. Cuma alayları, yabancı devlet temsilcileriyle ilişki kurma, gösterişli geziler ve saray yaşamı bunun örnekleridir.

“Türkiye Cumhuriyeti ileri gelenlerinin ya da resmi kurullarının kendisiyle görüşmesini istemesi bile Cumhuriyetin bağımsızlığına açık saldırıdır. Halife ve bütün dünya kesin olarak bilmelidir ki, Halifelik makamının gerçekte ne din ne de siyaset açısından hiçbir varlık nedeni yoktur.”

Bu yazışmadan sonra İsmet Paşa ve Milli Savunma Bakanı Kâzım Paşa da İzmir'e gelmişlerdi. Zaten orada bulunan Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa'nın da katılımıyla toplandık. Hepimiz Halifeliğin kaldırılması gerektiği görüşünde birleştik. Aynı zamanda Dinsel İşler ve Vakıflar Bakanlığı da kaldırılacak, eğitim ve öğretim de birleştirilecekti. 1 Mart 1924 günü Büyük Millet Meclisi'nin beşinci çalışma yılı dolayısıyla yaptığım konuşmada bu üç noktayı vurguladım.

3 Mart günü Meclis'e üç yasa tasarısı sunuldu:

1- Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı Hanedanının Türkiye dışına çıkarılması önerisi;

2- Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı ile Genel Kurmay Bakanlığı'nın kaldırılması önerisi;

3- Eğitim ve Öğretimin birleştirilmesi önerisi.

Öneriler görüşülmege başlandığında ilk karşı çıkış Kastamonu Milletvekili Halit Bey'den geldi. Ona bir iki kişi daha katıldı. Önerileri destekleyen pekçok milletvekilleri de görüşlerini belirttiler. Rahmetli Seyyid Bey'le İsmet Paşa'nın bilimsel ve inandırıcı konuşmaları her zaman için okunmaya değer. Görüşme ve tartışmalar beş saate yakın sürdü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi 429, 430 ve 431 sayılı yasaları kabul etti.

Bu yasalarla:

"Türkiye Cumhuriyetinde insanlar arası ilişkileri düzenleyecek yasaları yapıp yürütmeğe Türkiye Büyük Millet Meclisi yetkili" kılındı; Din işleri ve Vakıflar Bakanlığı kaldırıldı.

Türkiye'deki bütün bilim, eğitim ve öğretim kurumları, bütün medreseler Milli eğitim Bakanlığına bağlandı.

Halife yerinden indirildi, Halifeliğe son verildi; yerinden indirilen Halife ile Osmanlı Hanedanının bütün üyelerinin, Türkiye Cumhuriyeti ülkesinde oturma hakkı sonsuza değin kaldırıldı.

Efendiler, Halifeliğin korunmasında dinsel ve siyasal yarar bulunduğunu sanan kimi kişiler, Halifelik görevini kendi üzerime almamı önerdiler. Bu gibilere hemen, gerekli olumsuz yanıtı verdim. Bunlardan Antalya Milletvekili Rasih Efendi de, gezdiği ülkelerdeki müslüman halkın benim Halife olmamı istediğini söylüyordu. Kendisine şunları söyledim: "Siz din bilginisiniz. Halifenin devlet başkanı demek olduğunu bilirsiniz. Başlarında kıralları, imparatorları bulunan uyrukların, bana getirdiğiniz dilek ve önerilerini nasıl kabul edebilirim? Kabul ettim desem, onların başındaki kişiler bunu kabul eder mi? Yapacak işi ve anlamı olmayan, kuruntu ürünü böyle bir sıfatı takınmak gülünç olmaz mı?"

Efendiler, açık ve kesin olarak söylemeliyim ki, Müslüman halkı, önem ve anlamdan yoksun bir Halife konusuyla uğraştırıp kandırmaya çalışanlar, yalnız ve ancak müslümanların, özellikle de Türklerin düşmanlarıdır. Böyle bir oyuna kapılmak da ancak ve ancak bilgisizlik ve aymazlık belirtisidir. Müslümanları ve Türk ulusunu bu düşük düzeyde saymak ve Müslümanlık dünyasının vicdan temizliğinden, yaratılış inceliğinden alçakça ve canice amaçlar için yararlanmayı sürdürmek, artık o kadar kolay olmayacaktır. Utanmazlığın da bir sınırı vardır!